*İki Adam Karısını Kaybetmiş
İki adam Akmerkez'de karılarını kaybetmiş hararetle
arıyorlarmış. Ortada koşuşturup dururken
birbirlerine çarpmışlar. Ne oluyor birader demeye
kalmamış birisi; "Kardeş kusura bakma karımı
kaybettim de onu arıyorum" demiş. Diğeri; "Sende
kusura bakma ama bende karımı arıyorum" demiş.
Adamlardan birinin aklına bir fikir gelmiş ve demiş
ki; "Arkadaşım, madem ikimizde karılarımızı
arıyoruz, karılarımızın tipini birbirimize tarif
edelim ve ayrı ayrı yerlerde aramaya başlayalım.
Eğer rastlarsak saat 12 'de Mc Donald's 'ın önüne
gitmesini söyleriz demiş. Diğeri tamam demiş ve
başlamış karısını tarif etmeye; "Benim karım
sarışın, mavi gözlü, 21 yaşında, 1.75 boyunda, 60
kg, topuklu beyaz ayakkabı ve kırmızı mini etekli
tek parça elbise giyiyor" demiş. Ve diğer adama
"Senin karın nasıl biri ?" diye sormuş. Diğer adam;
"Boşver benimkini seninkini arayalım..."
* Katı, Sıvı, Gaz
Olay, bir arkadaşımın
annesinin gözetmen olarak bulunduğu ilkokulu
dışardan bitirme sınavlarından birinde
gerçekleşiyor. Dışardan bitirme sınavı ya, yağlı
ballı adamlar da var sınavda. Gözetmenler sınav
sırasında sıraların arasında dolaşıyorlar. Tam o
sırada gözetmen bakıyor, adamın biri soruların
hiçbirine cevap verememiş; acıyor dama. "Maddenin üç
halini yazınız" sorusunu parmağıyla işaret ediyor ve
adamın kulağına eğilip cevabı fısıldıyor: " Katı,
Sıvı, Gaz." Sınav kurulunu dumura uğratan an cevap
kagıtları okunurken gerçekleşiyor. Sorunun cevabı,
kagıtların birinde aynen şöyle yer alıyor:
- Katır, Sığır, Kaz
Aslını Unutma
Bir zamanlar Ayaz adlı bir
köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan
Mahmud'un kölesi olmuş. Sultan, köleyi taşıdığı asil
karakteri sebebiyle çok sevmiş. Derken Sultan'ın
öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın
haznedârı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif
mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Bu
gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız
olmuşlar. Hasetleri ve kibirleri yüzünden, sözüm ona
basit bir köleye böyle bir mevki verilmesini ve
kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü
hazmedememişler. Bu duygular içinde, özellikle
Sultan yakınlardaysa ondan gün geçtikçe daha çok
şikayet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin
itibarını zedelemek için ellerinden geleni
yapmışlar. Bir gün Sultan'ın huzurunda bir
saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş: “Köle
Ayaz'ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun?
Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.”
Sultan kulaklarına inanamamış. “İşin aslını kendi
gözlerimle görmeliyim” demiş. Duvara küçük bir delik
yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış.
Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını
ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük
bir bohçaymış bu. Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve
sonra da açmış. İçinden çıkan köleyken giydiği
yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş.
Kendi kendine, “Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin
zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?” diye
sormuş. “Bir Hiçtin sen... Hepsi hepsi satılacak bir
köleydin ve Allah, Sultan'ın eliyle sana rahmetinden
belki de hiç hak etmediğin nimetler lutfetti. Asla
nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın
hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen
de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve
daima hatırla Ayaz, hatırla!” Sandığı kapatmış,
kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine
dairesinden çıkarken birden Sultan'la yüz yüze
gelmiş. Sultan gözlerini Ayaz'ın