|

Hep "aşkın dili olsa da konuşsa" deriz. İşte
birgün aşk konuşmaya başlamış ve demi?
Ey insanlık hep peşimden koştunuz, bana ulaşmaya
çalıştınız. Aslında bana ulaştınız ama hi?
farketmediniz. Benım için ağladınız zaman bile
size hep yalan belki de şaka gibi geldim. Bana
hep yakıştırmalar yaptınız. Size bir hikaye
anlatayım.
Birgün küçük bir kedi kuyruğunu yakalamak için
hep kendi etrafında dönüp duruyormu?ve büyük
kedi dayanamayıp ne yapmaya çalışıyorsun diye
sormu? Yavru kedi de bana ancak kuyruğumu
yakaladığım zaman mutluluğa ulaşacağım?
söylediler. Ben de onun için uğraşıyorum diye
cevap vermi?
Büyük kedi gülmüş ve "ben de küçükken senin
gibiydim. Hep kendi etrafımda döner, kuyruğumu
yakalamaya çalışırdım ama birgün durdum ve
düşündüm ve yürümeye karar verdim işte o zaman
anladım ki zaten o benim peşimden geliyordu."
İşte şimdi anladınız m? Aşk bir kedinin
kuyruğudur ki ona ulaşmak için peşinden koşmanız
gerekmez, o zaten her hareketinizde arkanızdan
gelir.
AŞKİN DİL?
KU?DİL?br>
Bundan yıllar önce Doğu Karadeniz'in dumanl?
dağlar?arasındaki Sisköy büyük bir aşka tanık
olmuştur. Asiye (MÜJDE AR) ile Adem'in (CEMİL
ÖZBAYAR) aşkına...
Asiye ile Adem birbirlerine varmak için
karşılıkl?sözler vermişler; ancak Asiye'yi
istemeyen anasının sözünden dışar?çıkamayan
Adem, sevdiğini alamadan Alamanya'ya gitmiştir.
Asiye burada, Adem orada evlenir, ikisinin de
çocuklar?olur.
Asiye'nin kocas?yıllar sonra küçük kızlar?
Fidan (HANDE SUBAŞI) ile birlikte traktörle
şehirden dönerken, bir trafik kazasında ölür.
Virajda aniden karşısına çıkan bir arabanın
farlar?gözün?almış ve ona çarpmamak için
direksiyonu kırmıştır. Karşısına çıkan arabanın
direksiyonunda ise, trajik bir rastlant?olarak,
Almanya'dan izinli olarak köye gelmi?olan Adem
vardır. Asiye kocasının ölümünden de Adem'i
sorumlu tutar. Asiye'nin, kendisini bırakıp
gittiği yetmiyormu?gibi, bir de kocasının
ölümüne, ve kızının dilsiz kalmasına neden olan
Adem'e karşı nefreti büyüdükçe büyümüştür.
Yıllar sonra köyde düzenlenen bir düğün her iki
aile için de yeni bir dönüm noktas?olacaktır.
Düğün büyüğ?olan Adem, bu kez ülkeye gelirken,
Almanya'dan ve hiçbir zaman geçinemediği
karısından da kesin dönüş yapmıştır. İstanbul'da
okuyan hayta ve yakışıkl?oğlu Yunus'u (UĞUR
PEKTA? da yanına alıp köye gelir.
Asiye ise, babasının öldüğ?kazada yanında
bulunan ve o günden sonra bir daha asla
konuşmayan kız?Fidan ile birlikte, İstanbul'da
çalışan ve okuyan oğullar?Davut (HİLM?ERDEM)
ve İrfan'ın (BARI?AKSAVA? gelişini
beklemektedir. Davut ve İrfan, yıllar önce bir
Rus kızının peşine takılıp gitmi?olan dayılar?
Şükr?y?(SELÇUK YÖNTEM) de geri
getirmektedirler. Hem köye hem de bırakıp
gittiği yavuklusu Güll?ye...Ama Şükr?nün Güll?
(ŞAHNAZ ÇAKIRALP) ile karşılaşmas?hi?de
bekledikleri gibi olmayacaktır.
Asiye, düğün evinin bulunduğu kendi yamacına
Adem'i sokmamak için karşısına dikildiğinde,
bunun nelere yol açacağın?tahmin edebilecek
durumda değildir elbette. Elinde silah, Adem'e
olan nefretini haykırırken hemen yan?başında
bulunan kız?Fidan'ın, Adem'in oğlu Yunus'a
baktığın?fark edebilecek durumda hi?değildir.
Fidan, Yunus'a bakmaktadır çünk?rüyasında
gördüğ?kısmetinin o olup olmadığın?anlamaya
çalışmaktadır.
Çok eski bir adet gereği, Sisköy'de gen?kızlar,
hep birlikte pişirdikleri çok tuzlu çöreği yiyip
elinden su içecekleri kısmetlerini görmek için
rüyaya yatarlar. Asiye'nin kız?Fidan da,
anasın?terk edip gitmi?olan, babasının ölümüne
sebep olmu?olan Adem'in oğlu Yunus'u görmüştür
rüyasında... Ya da gördüğün?sanmıştır...
Ve şimdi de Fidan ile Yunus karşılıkl?
bakışmaktadır...
Rüyada değil ama geçmişin kabuslarıyla dolu olan
gerçek hayatta...
Bu büyük düşmanlığın gölgesinde ki ilk
bakışmanın Fidan ile Yunus'u destans?bir aşkın
iki kahraman?yapacağın?hi?kimse bilmemektedir
o sırada. Hatta Fidan ile Yunus bile.. |