Bununla birlikte, 1990'lı yılların
başında Rusya ve Ukrayna başta olmak üzere bazı ülkelerde difteri
yeniden epidemi biçiminde görülmeye başlamış ve yüz binlerce olgu ve
binlerce ölüm meydana gelmiş, 1994'de Rusya'da 48.000 yeni olgu ve
1.700'ün üzerinde ölüm görülmüştür.
Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre,
1997'de 150 000-200 000 yeni olgu ve 5 000-7 000 ölüm belirlenmiştir.
1993'te DSÖ Avrupa Ofisi tarafından Difteri Avrupa Çalışma Grubu
oluşturulmuştur ve bu grup çalışmalarını halen sürdürmektedir (1,2).
Özellikle Doğu Avrupa ülkeleri başta
olmak üzere, 15 ülke geçtiğimiz dönemde epidemik alana girmiş ve geçen
süre içinde 560.000'den fazla olgu ve 15.000'den fazla ölüm görülmüştür.
Bugün için DSÖ'ye göre Azerbaycan, Belarus, Estonya, Litvanya, Moldova,
Türkmenistan, Özbekistan ve Ermenistan' da mükemmel denecek biçimde
difteri kontrol altına alınmış ve hastalık insidansı düşük düzeylere
çekilmiştir.
Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan,
Latviya, Rusya, Tacikistan ve Ukrayna'da ise difteri kontrolü için daha
fazla çaba harcamaya gereksinim duyulduğu ve bu ülkelerde epidemik
kontrolün henüz tam olarak sağlanamadığı bildirilmektedir (1,2).
Difteri tüm bakteriyel hastalıkların en
hızlı gelişenlerinden birisi olup, bakteri alındıktan sonra beş gün
içinde belirtiler gelişir ve bir hafta sonra ölüm olabilir. Difteri
toksijenik bir hastalık olması nedeniyle toksoid aşı ile yapılan tam
bağışıklama kişileri hastalığın etkeni Corynebacterium diphtheriae
toksininden korur. Bununla beraber, bağışık kişilerde ajanın taşınması
ve duyarlı kişilere bulaştırılması, epidemik bölgelere seyahat edenlerin
yakınlarında hastalığın görülmesi, toplumda tüm yaş gruplarında tam
bağışıklık sağlanmasının önemini kanıtlamıştır (3-5).
Rusya ve Ukrayna'da başlayan ve
"öldürücü hastalığın yeniden dönüşü" olarak duyurulan difteri
epidemilerinin en büyük iki nedeninden birinin, aşılama oranlarında
geçmiş dönemde görülen eksiklikler ve bir diğerinin de daha az difteri
toksoidi içeren erişkin aşılarının çocuklarda kullanılması olduğu ileri
sürülmüştür. Rusya'da epidemi bölgelerinde rapor edilen olguların
yaklaşık %70'inin 15 yaş ve üzeri olduğu bildirilmiştir. Genç çocukların
tetanoza karşı yeterli antitoksine sahip olmalarına karşın difteriye
karşı daha az antitoksin düzeylerine sahip olmalarının, bazı ülkelerde
1985-1990'larda çocuklarda erişkin difteri tetanoz (Td) formulasyonu
(difteri komponenti daha az) uygulamasına da bağlı olduğu belirtilmiştir
(3).
Bu nedenlerle WHO tarafından epidemi
görülen ülkeler için belirlenen stratejiler; tanı, izole etme, tüm
olguları tedavi etme ve ikincil olguları önlemek için yakın temasları
belirleme ve korumaya alma yanında, toplum bağışıklığının hızla
yükseltilmesi şeklinde olmuştur (3,6).
Tüm bu bilgiler ışığında, Türkiye'nin
çok yakın ilişkiler içinde olduğu bu ülkelerden taşıyıcılar aracılığıyla
giderek daha fazla toksijenik Corynebacterium diphtheriae alabilir. Orta
ve uzun erimde ülkemizde difteri salgınları oluşmaması için son derece
dikkatli olunması ve yıllardır süren çocukluk bağışıklama programlarının
değiştirilmeden tüm ülkede en üst düzeyde uygulanması özellikle önem
taşımaktadır.
Difteri bağışıklaması DSÖ tavsiyeleri
doğrultusunda; doğum sonrası 2., 3., 4. aylarda DBT (difteri-boğmaca-tetanoz)
biçiminde toplam üç doz, 16-18'nci ayda DBT ile dördüncü doz ve en az üç
yıl sonra yani 4- 6 yaşlarında DT (çocuk difteri- tetanoz aşısı)
şeklinde uygulamayla toplam beş doza erişilerek gerçekleştirilir.
DT çocuk aşısı genel olarak yedi yaş
altı uygulanmakta olup, Ingiltere gibi bazı ülkelerde 10 yaş altı
uygulaması olarak da kabul edilmektedir. Hatta Japonya bağışıklama
programı incelendiği zaman, beşinci doz difterinin 6'ncı sınıfta (10-11
yaş) DT çocuk aşısı olarak uygulanmakta olduğu görülmektedir. ABD'de
CDC’nin (Centers for Disease Control) önerileri doğrultusunda beşinci
doz difteri aşısının DTaP (difteritetanoz- hücresiz boğmaca) ya da DT
şeklinde yedi yaş altında uygulandığı, hatta bazı eyaletlerde beşinci
dozun tD, tetanoz toksoidi az ancak difteri toksoidi fazla aşı, olarak
uygulandığı ve daha ileri yaşlarda Td aşısına geçildiği gözlenmektedir.
ABD'nde difteri aşısının yedi yaş altında beş doz tam çocuk komponenti
olarak uygulanmasına büyük önem verilmektedir. Kanada da, yedi yaş
öncesi bağışıklamasında beş doz çocuk difteri komponentli aşıları
uygulamaktadır (7-14).
Dünyada hemen her ülkede C. diphtheriae
sirkülasyonunun sürüyor olması ve difteri bağışıklaması ile ilgili
yaklaşık yüz yıllık deneyimler, çocuk ve erişkin bağışıklamasının
önemini ortaya koymaktadır (16,17).
Erişkin Td aşısı uygulaması, DTaP ya da
DT aşısının beşinci doz olarak en son uygulanmasından en az beş yıl
sonra, 11-12 yaşında ve izleyen her on yılda bir tekrar edilmesi
şeklinde tavsiye edilmektedir (9,10,11,14,15).
Ülkemizde de uzun yıllardan bu yana
benzer uygulama, DBT olarak toplam beş doz çocuk aşısı ve 11-12 yaşında
TT olarak sürdürülmüştür. Şu anda ise, Td aşısının adolesan ve erişkin
bağışıklamasında kullanılan TT aşısı yerine uygulanması uygun olacaktır.
Özellikle yeni doğanlarda üç doz DBT
uygulamasının bile, 1998’de ülkemizin Ege, Doğu ve Güneydoğu Anadolu
bölgelerinde sırası ile %53.6, %67.7, %54.0 gibi düşük oranlarda olması
ve genel olarak toplumsal bağışıklama düzeyinin tüm yurtta tam olarak
sağlanamaması (18), beşinci uygulamada da çocuk dozu difteri
bağışıklaması zorunluluğunu daha da kuvvetli olarak göstermektedir.